Примеры использования: went on

I'll go on.
Kanbe-dono, I was put off by the way you can go on trusting others.
Bir keresinde hala insanlara güvendiğin için endişelenmiştim.
When the phone rings, you'll see the light go on under her bedroom door.
Telefon çalınca yatak odasının kapısının altından ışığın yandığını göreceksin.
Sir, go on in.
Bayım, ilerleyin.
Well, not much, but after her help tonight, I'm willing to go on a little faith.
Pek bir şey değil ama bu geceden sonra ona biraz güvenmeye niyetliyim.
You'll get back in your chair, the red light will go on, and you'll go to that place you go every time...
Tekrar koltuğuna oturacaksın, kırmızı ışık yanacak ve her zaman yaptığın gibi...
We've got plenty to go on.
I don't suppose the Captain'll trust me to go out on my own for a while.
Kaptanın, bir süre kendi imkanlarımla kalmama güveneceğini sanmam.
Saw the light go on a couple minutes ago.
Birkaç dakika önce ışıkların yandığını gördüm.
But the science must go on.
Ama bilim ilerlemek zorunda.
Don't go on appearances.
Görünüşe güvenme.
My light didn't go on.
Benim lambam yanmadı.
Go, Ricky, go on.
Hadi, Riki, ilerle.
Worse ways to go, depends on the brick.
- Tuğlaya güvenmek çok kötü bir seçim.
Pull it down and the lights go on.
Aşağıya bastığında da ışıklar yanar.
Sometimes life doesn't go on.
BAzen yaşam ilerlemez.