Примеры использования: upright

They could also walk upright, but only for short distances.
Sadece kısa mesafeliğine de olsa dik de yürüyebiliyorlardı.
What about the knife this fine, upright boy admitted buying the night of the killing?
Cinayet gecesi, dürüst çocuğun satın aldığını kabul ettiği bıçağa ne diyeceksin?
You're already in the upright and locked position.
Zaten kalkık ve kilitli pozisyondasınız.
To keep her feet straight and upright.
Onlar ayaklarının yana kıvrılmasını ya da öne düşmelerini engelliyor.
How are you upright?
Sen nasıl kalktın?
Your seats and tray tables should be locked and in their full upright position.
Koltuklarınız ve servis masalarınız kilitli ve dikey konumda olmalıdır.
Not for a foursquare, upright, downright, forthright, married lady.
Cesur, namuslu, açıksözlü, dobra, evli bir bayana göre değil.
Put it right through the uprights.
Direklere doğru gönder.
A sawtooth eel hangs upright and motionless.
Testere dişli yılan balığı dikey ve hareketsiz duruyor.
And if a jury of my peers, you all, deem it right and true for me to walk out of here an upright and justified man?
Değerli jüri üyelerimiz bu söylediklerimi doğru bulup benim buradan haklı ve namuslu olarak çıkmama izin verirse?
The next player that can get a football between those uprights will get his job.
Topu şu iki direk arasından geçiren ilk oyuncu onun görevini üstlenecek.
I am in the upright and locked position.
Dimdik ve hedefe kilitlenmiş durumdayım.
But, no, we have to walk upright, which means that baby's head is too big for mommy's hips.
Ama, hayır, dik yürümemiz gerekiyordu bu da bebeğin kafasının annenin kalçaları için büyük olduğu anlamına geliyor.
The upright shall dwell in Thy presence.
Dürüstler senin huzurunda oturacak.
I am in the full, upright and locked position.
Dolu, kalkık ve hedefime kilitlenmiş vaziyetteyim.
I also would like to report that the MAV is still upright.
Hem MTA'nın hâlâ ayakta olduğunu da bildirmek isterim.