Примеры использования: uncommon

- That's not uncommon.
- Bu pek nadir bir şey değil.
This is not uncommon.
Bu olağandışı değil.
The desire to do right is probably the most uncommon sense of all.
Doğruyu yapma arzusu muhtemelen hepsinin en seyrek hissi.
Well, it's not that uncommon.
- Bu biraz nadir olur.
That's not uncommon.
Pek olağandışı değil.
Not an uncommon dream.
Seyrek görülen bir rüya değil.
- Uncommon, too.
- Ve de sıradışı.
Not uncommon for people with pathological urges for destruction to want to see their work unfold.
Tahribata karşı patolojik arzu besleyen insanların çalışmalarını açıkça görmek istemeleri olağandır.
He was a very uncommon man.
Kendisi çok sıradışı biriydi.
it's not uncommon for a bear his size.
Bu büyüklükte bir ayı için olağan bir şey.
Actually, cloning isn't that uncommon anymore.
Şu an klonlama oldukça yaygın.
Not at all uncommon in situations like yours.
Seninki gibi durumlarda o kadar sıradışı değil.
Which also is not uncommon.
Bu da pek olağan değil.
Not uncommon in military personnel.
Orduda çok yaygındırlar.
Which, I might remind you, is not uncommon for a woman of 10,000.
Sana hatırlatırım, bu 10000 yaşında bir kadın için pek olağandışı değil.
Uncommon back then?
Geçmişte, bu yaygın mıydı?