Примеры использования: trophy

Their hands around football's most revered trophy.
Futbolun en saygın kupası ellerinde.
The taking of this trophy is the transferring act for the killer to cleanse himself of his own impurities.
Bu hatırayı almak, katilin kendini temizlemesi amacıyla yaptığı bir hareket.
A trophy.
Speltzer took it as a trophy.
Speltzer, hatıra olarak almış.
- Who got the trophy?
- Ödülü kim aldı?
Jenny, take his glasses as a trophy.
Jenny, ganimet olarak gözlüklerini al.
Isn't this a lovely trophy?
Ne hoş bir kupa değil mi?
'With the trophy loaded up...'
- Kupayı da yükledikten sonra...
A trophy, Nobel.
Nobel ödülü.
It's my trophy.
O benim ganimetim.
Oh, there is a trophy, right?
Kupa olacak, değil mi?
That trophy is meaningless.
Kupanın hiçbir manası yok.
If he killed Samantha, it's a trophy.
Samantha'yı öldürdüyse bu bir hatıradır.
He took something from the body postmortem - a trophy, a piece of fabric cut from her clothes in the shape of a heart.
Otopsi sırasında vücuttan birşey aldı- bir yadigar, kalp şeklinde kıyafetinden kestiği bir parça kumaş.
-Hercules will make a nice trophy.
Herkül iyi bir hatıra olacak.
Bullies broke my trophy.
- Zorbalar ödülümü kırdı.