Примеры использования: treasure

I almost got the treasure!
Hazineyi almama az kalmıştı.
They say one man's trash is another man's treasure.
Derler ki bir adamın çöpü başka bir adamın zenginliğidir.
Please, take one of my treasures.
Lütfen, benim topladıklarımdan bir tane alın.
This is a treasure chest of artefacts from diverse human cultures.
Burası farklı insan kültürlerinden eserin bulunduğu define sandığı gibi.
Try the store called Animal Treasure off of Caiphon Road.
Caiphon Yolu'ndaki Hayvan Definesi'ne bir uğra bakalım.
We will treasure that information.
Bu bilgiyle servet yapacağız.
Grandpa heard his father say, "Treasure map."
Büyükbabam babasının "Define haritası" dediğini duymuş.
So he knew about the treasure from the start.
Yani başından beri defineyi biliyordu.
It's like misreading a treasure map and still finding the treasure.
Bir define haritasını yanlış okuyup yine de defineyi bulmaya benziyor.
The entire nation dedicated a decade of effort and treasure to put a man on the moon.
Tüm ulus aya insan göndermek uğruna yıllarca efor sarfedip servet harcadı.
Action, treasure, water, a guy.
Aksiyon, hazine, su, bir adam.
Give us the treasure!
Bize hazineyi verin!
"Behind this door lies boundless treasure."
"Bu kapının ardında sonsuz zenginlik yatar"
Maybe we'd find my basket in his treasure chest.
Belki benim sepetimi onun hazine çantasında bulabiliriz.
Get what treasure you can.
Alabildiğin kadar hazineyi topla.
Strange that I should be called a destitute woman... when I have all these treasures locked in my heart.
Gönlüm böylesine zenginlikler ile dolu iken muhtaç ve kimsesiz bir kadın olarak anılmam ne kadar garip!