Примеры использования: tickle

Never tickle me!
Beni asla gıdıklama!
That tickles.
Not only was I an efficiency expert and a challenge to your little state within a state, but I'm not one of those windup dolls you can tickle at the water cooler.
Sadece bir verimlilik uzmanı değil senin küçük krallığına bir tehdit olarak geldim sanki, ama ben senin su soğutucusunda eğlendirdiğin bebeklerden biri değilim.
Bit of a tickle for you?
Seni biraz eğlendirmemi mi?
You could help comb my hair, tickle my mind...
Saçımı tarar, beni eğlendirebilirsin...
Coach, you tickle me.
Beni eğlendiriyorsun Koç.
That bull is a thing that might tickle him a good deal.
Bu boğa onu bir hayli eğlendirebilecek bir şey.
And, you know, if it were blue eyes or a weakness for fried foods, I'd be tickled.
Ve bilirsin,mavi gözleri ve kızarmış yiyeceklere bir zaafı olsaydı, beni eğlendirebilirdi.
You tickle me, Gaspard.
Beni eğlendiriyorsun Gaspard.
And tickle him.
Yo, tickle my nuts.
Taşşağımı gıdıklandın.
Tickle tax.
Gıdıklama vergisi.
Does that tickle?
I could tickle you.
Seni gıdıklayabilirim mesela.
Tickle me.
Like a tickle.
Gıdıklama gibi...