Примеры использования: tempting

It's a tempting offer, but I'm gonna have to decline.
Cazip bir teklif ama geri çevirmek zorundayım.
It was often tempting until I saw where belief got people.
Çoğu zaman kışkırtıcıydı ama sonra inancın insanlara ne yaptığını gördüm.
You sure I can't tempt you?
Seni özendiremeyeceğime emin misin?
GOD, THEY'RE ALL SO TEMPTING, DR. BEAMER,
Hepsi çok baştan çıkarıcı Dr. Beamer.
Harvey, taking your car is tempting, but I don't think buying you out makes sense anymore.
Harvey, arabanı almak çok çekici ama satın almak artık mantıklı değil.
- It's tempting, right?
- Ayartıcı, değil mi?
Don't let him tempt you, Marshall.
Seni ayartmasina izin verme, Marshall.
I could use some time on the straight and narrow myself-- at least away from anyone who might tempt me.
Kendimle doğru ve dikkatli olarak biraz zaman geçirmem en azından beni kışkırtacak birilerinden uzak durdurur.
Mmm, well, it must have been very tempting.
Çok ayartıcı olmuş olmalı.
Ok, walk by, so he doesn't even have a chance to tempt you.
Tamam, yanından geç ki, seni ayartma şansı olmasın.
It doesn't tempt me to drink.
Beni içmeye kışkırtmıyor.
So, so tempting, but no, thank you.
Çok cazip bir teklif ama sağ olun, ben almayayım.
No matter how tempting it might be,
Ne olursa olsun, ne kadar cazip olursa olsun,
Just another of the many tempting ways in which this nutritious food can be prepared.
Bu besleyici yiyeceğin kışkırtıcı hazırlanma şekillerinden sadece biri.
Don't tempt me.
Beni özendirmek etmeyin.
Tell me, my dear, is it tempting?
Söylesene tatlım, tadı baştan çıkarıcı mı?