Примеры использования: task

It's my task.
Bu benim görevim.
It is not my task to interfere with the processes that take place down here.
Orada yapılan uygulamalara karışmak üstüme vazife değil.
I'm simplifying the task of packing for our trip.
Gezimiz için toparlanma külfetini basite indirgiyorum.
Won't that interfere with your other task forces?
Bu senin diğer görevli olduğun şeyleri engellemeyecek mi?
A difficult task.
Zor bir görev.
You've got your task, now see to it.
Sizin bir vazifeniz var, onunla ilgilenin!
Why don't you let the task force conduct the investigation, huh, Crockett?
Bırak da soruşturmayı görevliler yürütsün, olmaz mı Crockett?
To get my son sleeping is no easy task.
Oğlumu uyutmak kolay değildir, bil diye dedim.
It seemed like an almost impossible task.
Hemen hemen imkansız görünen bir işti.
It's like a task.
Bir ödev gibi, ben de çırağınım.
In the garden... or whatever tasks you feel you can't escape.
Bahçede... ya da kaçamayacağını düşündüğün angarya işlerde.
Your task will be easy.
Sizi çalıştırmak kolay olacak.
No easy task.
Bu da öyle kolay bir değil.
Well, I'll have to give you a harder task.
-Ee, o zaman daha zor bir ödev veriyorum.
I gave you a task.
Sana bir görev verdim.
This task was appointed to you, Frodo of the Shire.
Bu vazifeye sen tayin edilmişsin Shirelı Frodo.