Примеры использования: strain

Don't strain looking up at him.
Yukarı bakıp germe onu.
The thing is pregnancy puts such an extra strain on your heart that, had we known about this beforehand, we would've suggested you think twice about getting pregnant before getting the valve repaired.
Şöyleki, hamilelik kalbinize ekstra bir yük getiriyor ve eğer biz bunu daha önceden bilseydik, gerekli hazırlıkları yapmadan hamile kalma kararınızı iki kere düşünmenizi önerirdik.
They will gaze up and strain to find the blue dot in their skies.
Yukarıya bakıp o soluk mavi noktayı kendi göklerinde zorlukla görmeye çalışacaklar.
We should have been looking for a different strain of an unknown disease.
Bilmediğimiz bir hastalığın başka türünü arıyor olmalıydık.
The shunt put too much strain on his heart.
Şant kalbine fazla basınç yapıyor.
For what strain?
Hangi belirti için?
A corker of a migraine headache and eye strain.
Muazzam bir baş ağrısı ve göz yorgunluğu.
I mean, my daughter's been kidnapped, and I am under a bit of strain right now.
Demek istediğim, kızım kaçırıldı ve ben biraz gerginim.
And in general the whole strain of the atmosphere in your house?
Ve evdeki gerginliği anlamasını?
- Don't strain your brain trying.
- Beynini çok zorlama.
Same strain.
Aynı özellikte.
Can I stand the strain?
Bu baskıya dayanabilir miyim?
As opposed to the strain of multiple surgeries, often resulting in a transplant in the long run, anyway.
Sürekli farklı ameliyatlara girme sıkıntısına ek olarak genellikle eninde sonunda kalp nakli olmaları gerekiyor.
Is it a strain, feeling like a single dad at times?
Ara sıra bekâr bir baba gibi hissetmek zor mu?
- For the final solution to strengthen the strain
- Soyumuzu güçlendirmek için son çareyi!
And although small, there is a risk of superinfection by mixing his strain of the virus with yours.
Küçük de olsa, ondaki virüsün seninkiyle karışıp süper enfeksiyon olma riski var.