Примеры использования: starving

You must be starving.
Açlıktan ölüyor olmalısın.
Man, I'm starving.
I need to work, Ross, or... my mother and sisters will starve.
Çalışmam gerek Ross yoksa annemle kız kardeşlerim açlıktan ölür.
- pull the plug, starve the Angel.
Fisi çekip Melek'i aç birakmaliyiz.
1 want to starve in a garret.
Çatı katında sefalet çekmek istiyorum..
I heard they shut you down, sir for refusing to drop bombs from the stratosphere onto starving people.
Stratosferden, insanların üzerine bomba atmayı reddettiğiniz için sizi kapattıklarını duydum.
If our teachers and students starve to death, we'll have no future to save.
Öğretmenlerimiz ve öğrencilerimiz açlıktan ölürlerse geriye kurtaracak bir geleceğimiz kalmaz.
If you didn't starve me, maybe...
- Eğer beni aç bırakmasaydın belki...
Starve him overnight and see if his blood sugar pops.
Bir gece aç bırakarak kan şekerinin yükselip yükselmediğine bakın.
The guy on the top gets rich, the others starve and keep quiet.
Baştaki adam zengin oluyor, diğerleri sefalet çekip sessiz kalıyorlar.
I've no Charlie to feed, so now if I starve, I starve alone.
Besleyecek bir Charlie'm yok, eğer kalacaksam, tek başıma kalacağım.
And I mean starving.
If the harvest is bad, why, they and their family are completely free to starve to death.
Eğer hasat kötüyse, çiftçi ve ailesi açlıktan ölmekte özgürler.
- Matron trying to starve you?
-Müdire sizi bırakıyor?
So, at first, starved, dreading going to a store to order something to eat.
Yani, ilk başta, açtı, mağazaya gidip yiyecek alma konusunda endişeliydi.
Furniture is en route, electricity will be on by tomorrow morning, and I am starving.
Mobilyalar yolda elektrikler yarın sabah gelir ve açlıktan ölüyorum.