Примеры использования: scarcely

We can scarcely feed ourselves.
Yiyeceğimiz ancak bize yeter.
I'm scarcely alive.
Henüz yaşıyorum.
Scarcely an electrical impulse left.
Pek az elektriksel impuls kalmış.
I scarcely know Miss Elliott.
Ben Bayan Elliott'u çok az tanıyorum.
Scarcely half an hour before the body was discovered.
Ceset bulunmadan hemen hemen yarım saat evvel.
That can scarcely be avoided.
Bu neredeyse önlenemez.
I can scarcely believe it.
- Buna inanması zor.
I have scarcely begun to make you understand... that I don't intend to play the game.
Zaten, oyunu oynamaya niyetli olmadığımı... size anlatmaya da henüz başladım.
And I've scarcely seen you all week.
Ve seni hemen hemen bir haftadır görmedim.
I scarcely recognized you in that getup.
Bu kılıkta seni neredeyse tanıyamıyordum.
You can scarcely contain yourself, buddy.
Kendini zor tutuyorsun, dostum.
In the cellar there was a tunnel scarcely ten yards long.
Bodrumda, ancak on metre uzunluğunda bir tünel vardı.
No, no, scarcely begun.
Hayır, hayır, henüz başladım.
I can scarcely believe my powerful peeper.
Ben pek inanmıyordum.
I scarcely know Eleanor Lance.
Eleanor Lance'i çok az tanıyorum.
And something has scarcely begun!
Sanki birşey bitmiş Ve birşey neredeyse başlamak üzere!