Примеры использования: rudimentary

You know, someone with a rudimentary understanding of science, but whose real talents lie in menial labor.
Bilimsel çalışmaların temelini anlayabilecek ama aslında bir hizmetçiden fazlası olmayacak birisi lazım.
They were only programmed with about 40 rudimentary subroutines.
Onlara 40 ana temel.... ...alt program yüklenmiş
You've helped me learn some rudimentary science.
Temel fen öğrenmeme yardım ettin.
You know, I've actually stockpiled some rudimentary supplies in case of, you know, the apocalypse or whatever.
Biliyor musun, aslında kıyamet veya herhangi bir felaket olması halinde ihtiyacımız olabilecek temel ihtiyaç malzemeleri stoklamıştım.
Very rudimentary.
Çok temel.
Now if I only possessed rudimentary social skills.
Şimdi sadece temel, sosyal yeteneklere sahibim.
He had the rudimentary scientific background, but it's highly unlikely he could have succeeded on his own.
Bunun için temel bilimsel deneyimi vardı fakat tek başına bunu başarması olası değil.
I recognize the more rudimentary controls, such as the accelerator, Devon.
Gaz pedalı gibi temel kontrolleri biliyorum Devon.
Using my ship as a generator,I was able to rig up some rudimentary heatingand lighting for the town.
Gemimi jeneratör olarak kullanarak, kasaba için ilkel bir ısıtma ve aydınlatma sistemi kurabildim.
Data transmission back through the Wormhole is rudimentary.
Solucan deliğinden veri aktarımı çok ilkel düzeyde.
So they're conscious of their environment in some very rudimentary fashion.
Dolayısıyla çok ilkel tarzda da olsa çevrelerinin bilincindeler.
Admire ingenuity in its most rudimentary form.
Yaratıcılığın en ilkel halindeyiz.
It's too rudimentary.
Bu çok ilkel.
Size not withstanding, they are still a lower life form with rudimentary instincts probably based on tactile response.
Ebatlarına bakmazsak onlar yine de, muhtemelen dokunsal tepki bazlı ilkel içgüdülere sahip aşağı bir yaşam formu.
That's a sort of obvious and rudimentary film reference.
Basit ve ilkel bir film benzetmesi oldu.
I feel caught off guard by having a confrontation over something that seems rudimentary.
Yüzleşmeyi savunurken ilkel bir şey yapmış gibi hissediyorum.