Примеры использования: resolve

I believe the time has come for us to resolve our differences.
Sanırım aramızdaki anlaşmazlıkları gidermenin zamanı geldi.
A few years later, the military and FBI formed a top secret task force to explore the troubling abstractions raised by cases Blue Book failed to resolve.
Birkaç yıl sonra ordu ve FBI Mavi Kitap'ın çözümlemeyi başaramadığı vakalar sonucu artan tedirgin edici soyut kavramları tetkik etmesi için çok gizli bir tim kurdu.
"...and resolve itself into a dew!"
"...ve çiğ haline dönüşecek!"
Did you resolve the copyright issues with the composer?
Şarkının yazarıyla telif hakkı sorununu çözdünüz mü?
And this is your final resolve?
Son kararınız bu mu?
Sir, are you questioning my resolve?
Bayım, benim azmimi mi sorguluyorsunuz?
So how do you resolve it?
Peki nasıl çözeceksin şimdi?
I want to resolve this situation without bloodshed.
Kan dökülmeden bunu halletmek isterim.
Resolve themselves, by and large.
Kendilerini çözerler, genelde.
He said that Prince Zuko's challenge of the general was an act of complete... disrespect, and there was only one way to resolve this...
Prens Zuko'nun generale meydan okumasının katıksız bir saygısızlık fiiliydi, ve bunu halletmenin sadece bir tek yolu vardı.
He's someone who will help us resolve our past!
Kendisi geçmişimizi azmetmemiz için bizlere yardımcı olacak.
Such preoccupation not only weakens one's resolve, but one's foresight as well.
Böyle şeylerle zihnini meşgul etmek kişinin sadece kararlılığını değil, ...aynı zamanda sezgisini de köreltir.
Testing my resolve.
Benim niyetimi sınamak.
talk to each other and resolve problems.
birbirleriyle konuşup sorunlarını gidersinler.
I thought that taking him down would resolve things, but... it's still there.
Onu yakalayınca bazı şeylerin çözümleneceğini düşünüyordum ama o şey hâlâ burada.
Dilly felt adrift, until she resolved to confront her greatest fear.
Dilly akıntıya kapılmış gibiydi, ...ta ki en büyük korkusuyla karşılaşmaya azmedene kadar.