Примеры использования: reminder

A gentle, polite reminder once a week is hardly stalking.
Ara sıra yapılan nazik ve kibar bir hatırlatma kötü bir şey değil.
A constant reminder that someone is flying high and for once, it's not us.
Sürekli, birinin yükseldiğini hatırlatan şey ve bu sefer o biz değiliz.
A nice reminder of why I don't believe in God.
Tanrı'ya neden inanmadığımı gösteren, iyi bir anımsatıcı.
Also, a reminder.
Bir de hatırlatma yapmalıyım.
Each one of these is a reminder of a kill I made while I was at Division.
Bölüm için çalışırken işlediğim bütün o cinayetleri hatırlatıyorlar.
It's just a reminder Audrey's birthday is this weekend.
Audrey'nin doğum gününün bu hafta olduğunun anımsatıcısı.
A chilling reminder of the threat from space.
Uzayın tehdidinin ürpertici bir hatırlatması.
Well, more of a gentle reminder, maybe.
Daha ziyade nazik bir hatırlatma.
It served as an unwelcome reminder of your ancestry-- the self-loathing you experience when you look in the mirror and see a Klingon.
soyundan hoşlanmayan bir anımsatıcı gibi iş gördü- - aynaya her baktığında ve her Klingon gördüğünde kendinden nefret ediyorsun.
It's a reminder.
Reminder, Leslie, we have less than an hour to get the ad to the station.
Hatırlatayım Leslie, reklamı kanala vermek için bir saatten az süremiz kaldı.
Okay, but if you think of anything, use this phone as a reminder to call us.
Peki, ama aklına bir şey gelirse, bu telefonu bizi aramak için bir anımsatıcı olarak al.
It's not a bribe, it's a reminder.
Bu bir rüşvet değil, bir hatırlatma.
I just wanted Julia to have a night free of Tommy reminders.
Sadece Julia'ya Tommy'i hatırlatacak birşeyler olmasını istemedim.
- I just need a reminder.
- Bir anımsatıcıya lazım sadece.
It's a reminder.