Примеры использования: relent

What if he doesn't relent?
Peki ya hiç yumuşamazsa?
I am sure His Majesty will one day relent.
Eminim Majesteleri bir gün merhamet edecektir.
You don't think he'll relent?
Perhaps in a month or two they will reconsider and relent.
Belki birkaç ay içerisinde yumuşarlar ve tekrardan düşünürler.
Why you cannot relent, or repent, or confess, or abstain?
Veya neden merhamete edemediğini, pişman olmadığını, ya da itiraf edemeyip, uzak duramadığını?
There's only one way that I would ever relent.
Yalnızca bir şartla merhamet gösteririm.
If the guards catch Jason, they won't relent until he tells them where the boy is.
Eğer muhafızlar Jason'ı yakaladılarsa, çocuğun nerede olduğunu söyleyene kadar yumuşamayacaklardır.
I fancy I'll relent.
Belki bir gün insafa gelirim.
You relented at age 12 when he pulled you out of a house fire.
12 yaşındaydın, seni bir yangından kurtardığında, acıdın ona.
Will your mother never relent?
Annen hiç insafa gelmez mi?
So you won't relent?
Vazgeçmek mi istiyorsun?
Never relented.
Hiç acımadı.
Now I do wonder if she would relent and leave us be.
Acaba insafa gelip bizi rahat bırakır mı diye düşünmüyorum da değil.
He relented because he feared for his life.
Mücadeleden vazgeçti, çünkü hayatı için korktu.
I relent.
Merhamet edin.
She will not relent.