Примеры использования: owning

Own what you did with Mr. Summers.
Bay Summers'la alakalı yaptığını sahiplen.
You can't own a whole train car.
Koca treni sahiplenemezsin öyle!
- You can't own a motto, Kermit!
- Bir sloganı sahiplenemezsin Kermit.
He may love me, but he doesn't own me.
- Beni sevebilir ama sahiplenemez.
She had to own everything too.
O da her şeyi sahiplenmek isterdi.
What do you, like, own me now?
Sen beni sahipleniyor musun şimdi?
And he doesn't own anything.
Bir şeyi de sahiplenmiyor.
Somebody's got to own them.
Birinin sahiplenmesi lâzım.
And, hey, own it.
Bunu kabullen.
- But she's not willing to face me and own up to what she did.
Ama benimle karşılaşmak ve yaptığını kabullenmek istemiyor.
If you own up to some of the shenanigans, sweep the rest under the rug, you might have a shot.
Bazı sırları kabullenir, geri kalanını gizlerseniz, bir şansınız olabilir.
Alison, you have to own it.
Alison, kabullen şunu.
You break it, you own it, but you don't cut and run.
Yaptığının bedelini kabullenirsin ama kaçmazsın.
As long as you own up to what you did 30 years ago.
- 30 yıl önce yaptığını kabullenirsen olur.
If you deserve to be that person, then own it and never look back.
Eğer öyle biri olmayı hak ediyorsan, bunu kabullen ve arkana bakma.
Yeah, well, at least I own my addiction.
Hiç değilse ben bağımlılığımı kabullenip uğraşıyorum.