Примеры использования: obligate

Doesn't obligate you to anything.
She hasn't accepted him so he's not obligated.
Daha onu kabul etmedi yani buna mecbur değil.
Which means maybe I'm obligated to tell her.
Ki bu durumda belki de ona söylemem gerekiyordur.
A way to obligate him, try and force an emotional connection.
Onu kayıt altına alıp duygusal bir bağa zorluyor.
- What if I don't feel obligated?
-Ya kendimi mecbur hissetmezsem?
But I do feel obligated to raise one concern.
Ama ben bir endişemi söylemeden edemeyeceğim.
Well, we don't want you to feel obligated.
ee, seni buna zorlamisiz hissine kapilmani istemiyoruz.
Son only took the job because he felt obligated.
Oğlu, kendini mecbur hissettiği için işi kabul etmiş.
You're obligated to report it.
Bildirmek zorundasın.
I am now obligated to vote in favor of it.
Lehine oy vermekle yükümlüyüm.
I DIDN'T TAKE YOU IN 'CAUSE I FELT OBLIGATED.
Seni kendimi zorunlu hissettiğim için yanıma almadım.
She is legally obligated to contact social services.
Doktoru kanunen Sosyal Hizmetlerle bağlantıya geçmek zorunda.
I'm not obligated to answer.
Bunu cevaplamakla yükümlü değilim.
Don't feel obligated.
Kendini zorunlu hissetme.
Are we obligated to talk?
Konuşmak zorunda mıyız?
I was legally obligated.
Yasal olarak buna yükümlüydüm.