Примеры использования: misleading

I was attacked, humiliated, and fed misleading gum.
Saldırıya uğradım, aşağılandım ve yanıltıcı bir sakız teklif edildi.
The eyes can mislead, a smile can lie, but the shoes always tell the truth.
Gözler yanıltabilir, gülüşler yalan söyleyebilir ama ayakkabılar her zaman dürüsttür.
I wouldn't want to mislead you.
Seni kandırmak istemiyorum.
They scatter false trails to mislead us.
Bizi şaşırtmak için hatalı sinyal yolluyorlar.
Well, although "our" might be a little misleading.
"Bizim" demek biraz yanıltıcı olsa da.
- If the wasp was put there to mislead us, was there not also a danger of it failing to do so?
- Eğer eşekarısı yanıltmak için konduysa, bunu başaramaması gibi bir risk de yok muydu?
You did mislead me.
I know you would never mislead me... but maybe they didn't tell you everything, things they didn't want you to know.
Biliyorum beni şaşırtmaya çalışmazsın ... ama belki, sana herşeyi anlatmamışlardır, bilmeni istemedikleri şeyleri.
It's more like misleading propaganda.
Daha çok aldatıcı propaganda gibi.
The people in power go out of their way to make sure you are perpetually mislead and manipulated.
Güce sahip olan insanlar güçlerini, sizin devamlı olarak aldatıldığınızdan ve yönlendirildiğinizden emin olmak için kullanıyorlar.
Dr. House, if you subvert or mislead this committee, you will be subject to disciplinary action.
Dr. House, komiteye yalan söylemen veya yanlış yönlendirmen durumunda disiplin cezası alacağını hatırlatırım.
You've been misled.
Size yanlış bilgi verilmiş.
Now I just need a misleading advertisement.
Şimdi tek ihtiyacı bir aldatıcı reklam.
To mislead his rich friends.
Zenginleri aldatmak ve onlarla dost olmak için.
I-I didn't want to mislead you after you asked me out.
Sen bana çıkma teklif edince seni yanlış yönlendirmek istemedim.
They were misled - misinformed.
Yanlış bilgilendirildiler.