Примеры использования: legacy

- Your legacy is a lie.
- Senin eski bir yalandır.
The old hosts used a legacy geopositioning system.
Eski ev sahipleri kalıt bir geokonumlama sistemine sahip.
Anna could make it so your husband's legacy is the one thing people aren't talking about.
Anna konuşursa insanların konuşacağı tek konu kocanın mirası olmayacak.
That plan is our legacy.
Bu plan bizim mirasımız.
Or he's trying to leave some kind of a legacy.
Ya da vasiyet gibisinden bir şey bırakmaya çalışıyordur.
Project the known data against the legacy data and look for anomalies.
Eski veriye karşı bilinen veriyi kurup anomalileri bul.
Jenova's memetic legacy.
Jenova'nın memetik kalıtı.
The thought that Garcetti could, in any way, eclipse his own legacy is driving him nuts.
Garcetti'nin mirasına herhangi bir şekilde sahip olması onu deli ediyor.
A legitimate legacy.
Yasal bir miras bu.
I'm looking at my lifetime's achievements, my legacy, my village.
Hayatım boyunca çalışıp elde ettiklerime bakıyordum, vasiyetime, köyüme...
By legacy rights, I'm entitled to use the main-floor bathroom and sign out a Frisbee.
Eskilerden olmanın verdiği hakla ana kattaki tuvaleti kullanıp bir frizbi alabilirim.
Not much of a legacy.
Pek bir kalıt değil bu.
After Kellogg took away your legacy, you've got a lifetime of humiliation ahead of you.
Kellog, mirasını senden aldıktan sonra önünde madara olacak uzun bir hayatın olacak.
My legacy is in ashes.
Mirasım küle döndü.
But if you listen real close... you can hear them whisper their legacy to you.
Yakından dinlerseniz size vasiyetlerini fısıldadıklarını duyabilirsiniz.
It was a shot in the dark, but I found an old exploit from a legacy system.
Ufak bir ihtimaldi ama sistemde eski bir açık yakaladım.