Примеры использования: leading

Yeah, leading the league in penalty minutes.
Evet, ceza sürelerinde lig lideriyim.
This time, the two leading birds encourage the others into the air.
Bu kez öncü iki kuş diğerlerini uçmaya teşvik ediyor.
So - an accident, leading to irrevocable consequences.
Telafisi olmayan sonuçlara yol açan bir kaza diyorduk.
The one who was leading them...
Onlara önderlik eden adam...
I find that some people care more about being a leader than they do about the people they're leading.
Bana kalırsa, bazılarımız önderliğini yapacakları, insanlardan çok önder olmayı önemsiyorlar.
The trail leads to the left.
Lokomotif sola dönüyor!
Sugar is the leading cause of obesity in America.
Şeker, Amerika'daki obezite sorununun en önemli sebebidir.
Where does the black one lead?
Siyah renk nereye açılıyor?
You're leading her on.
Onu baştan çıkarıyorsun.
We're leading a revolution.
Biz bir devrime öncülük ediyoruz.
Is he leading the resistance?
Direnişe o mu liderlik ediyor?
Like the perfect aria leading seamlessly to its inevitable cadenza.
Pürüzsüz bir şekilde karşı konulmaz durgusuna doğru giden harika bir arya gibi.
Your leading man is here.
Başrol geldi.
Well, that's the leading theory about ghost sightings.
Hayalet görmeyle ilgili başlıca teori bu yönde zaten.
I'll lead the attack!
Saldırıyı ben yöneteceğim.
So, we follow the Marshals, who lead us to a suspect, at which point we grab the guy, pull his teeth out till he tells us what we want to know, and then, probably kill him.
Şerifleri takip ederiz, bizi bir zanlıya götürürler, adamı yakalarız istediklerimizi öğrenene kadar dişlerini tek tek sökeriz ve sonra da herhalde öldürürüz.