Примеры использования: halve

You know if you take anything this witch gives you, you halve the dose.
Biliyorsun eğer bu cadıdan herhangi bir şey aldıysan, dozu yarılaman gerekir.
It was not even two seconds ago that, for better or worse, the two halves of the Earth discovered each other.
iki saniyeden bile az bir süre önce Dünya'nin iki yarisi birbirini kesfetti.
Ronny, Nick, your better halves are here.
Ronny, Nick, daha kaliteli yarılar geldi.
But why halve a man after the fact?
Ama adam öldükten sonra niye ikiye bölersin ki?
We're going to halve the money.
And this is for being the reason there's two halves of my heart.
Ve bu da kalbimi ikiye ayırdığın için.
Summer, in order for two halves to be whole, each half must be whole on its own.
Summer, iki yarımın bir bütünü oluşturabilmesi için önce her iki yarımın da kendi içinde bir bütün olabilmesi gerekir.
Rations will be halved.
And halve of them boys!
Onların yarısı erkek!
You're two halves of Jim Gordon's heart.
Jim Gordon'ın kalbinin iki yarısısınız.
Do you really want to halve your life a second time?
Bu senin hayatının yarısını aldı bile, şimdi bir kere daha yarılamak istiyor musun?
Halve them you mean.
Yarıya böleriz diyorsun yani.
They'd already gotten four of our Shermans and a number of our deuce and a halves.
4 yüzer-gezer tankımızı ve birkaç reomuzu vurmuşlardı.
Their army has been halved.
-Pear halves.
- Armut tatlısı.
The screwdriver slipped and the halves came together, generating a vast flux of radiation.
Tornavida kaydı ve yarımlar bir araya geldi, çok büyük bir radyasyon boşanması oluştu.