Примеры использования: growing

Keep growing!
Büyümeye devam et!
But i don't want growing no drugs on the land.
Fakat arazide uyuşturucu yetiştirmenizi istemiyorum.
But then the numbers kept growing.
Ama bununla bitmedi sayıları artmaya devam etti.
I was growing 'em, see.
Yetiştiriciliğini yapıyordum.
You may evolve, it can grow.
Sen gelişebilisin,o da büyüyebilir.
Am I not allowed to grow up and change my priorities?
Gelişip önceliklerimi değiştirme hakkına sahip değil miyim?
Grow organic produce.
Organik sebze yetiştiririz.
You let your hair grow.
Saçını uzatmışsın.
Growing her brain on my dime.
Beyninin gelişmesi benim paramla oluyor.
With his growing status within the troop, he's becoming an attractive proposition...
Sürüdeki yükselen konumu onu çekici bir hale getiriyor.
- Growing incidence, all that good shit.
- Oranlardaki artışı da yaz.
He no longer cares for growing things.
Artık yetişen şeylerle ilgilenmiyor.
They want me to grow it for them in my uterus!
Ve... ve... bebeği benim rahmimde büyütmek istiyorlar.
We grow up learning it.
Bunları öğrenerek yetişiriz.
I'm gonna grow hearts.
Science always assumed... that although the universe continues to grow in size... it would eventually slow in its expansion... or perhaps even collapse on itself.
Bilim adamları her zaman... evren büyüklük olarak genişlemesine rağmen... sonunda genişlemenin yavaşlayacağını... ve belkide kendi üstüne çökeceğini düşünmüştü.