Примеры использования: gravel

I heard footsteps, Lizzy, on the gravel, all through the night!
Ayak sesleri duydum, Lizzy, çakıllıkta, gece vaktinde!
Right down a gravel road.
Çakıllı yoldan dosdoğru aşağıya.
Sounds like a gravel driveway in there.
Çakıl dökülmüş yol sesine benziyor.
Gibernau's in the gravel.
Gibernau çakıllıkta.
Don't you want to hear about the gravel road?
Çakıllı yolu duymak istemiyor musun?
Hey, my gravel!
There was a gravel road, and he didn't want to walk home barefoot.
Yol çakıllıydı, ve eve çıplak ayakla dönmek istemedi.
Why were you making gravel?
Çakıl taşlarıyla ne yapacaktın?
Femur's like a wet bag of gravel.
Uyluk kemiği, ıslak çakıl torbası gibi.
The abrasion has dirt and gravel in it.
Yarada toprak ve kum kalıntısı var.
I started a gravel company.
Çakıl taşı şirketi kurdum.
Hey, gravel monkeys, if you need to shake rocks, try jiggling your heads around!
Çakıl hastaları, taşlarınızı sallamanız gerekiyorsa kafanızı oynatmanız yeter!
I found it lying on the gravel.
Kumların üzerinde buldum.
After my brakes had cooled, and Hammond had emptied his car of gravel, we went back out for one final attempt to beat the 458.
Frenlerim soğuduktan ve Hammond arabasını çakıllardan temizledikten sonra 458'i geçmek için son girişim için piste geri döndük.
His family runs the gravel pit out on the lake road.
Ailesi göl yolunda kum ocağı çalıştırıyordu.
Over millions of years, sand and gravel carried by the rampaging floods have carved channels through the solid rock.
Milyonlarca yıl boyunca akın eden sellerle gelen kum ve çakıllar som kayaçların içinden tüneller oymuştur.