Примеры использования: go on a

Go on, uh, a-and make a friend.
Gidip arkadaş edinin.
Said he was going to the gym, then went out on a bust without backup.
Spor salonuna gideceğini söylemişti, sonra da destek birliği olmadan tutuklama yapmaya gitmiş.
So I called your friend Steve and he said that he thought it was perfectly fine, so he arranged for me to go on a ride-along with this very nice gentleman.
Ben de arkadaşın Steve'i aradım, bana kesinlikle sorun olmayacağını söyledi ve bu kibar beyefendiye eşlik etme işini ayarladı.
He says they've been camping all of their lives, and she said that maybe the next time they go on a camping trip, our families could go, too!
Ve bir daha kampa gittiklerinde biz de gidebilirmiş.
Do you know how difficult it is for a chubby 31-year-old woman to go on a legit date with a guy who majored in economics at Duke?
31 yaşında, tombul bir kadının Duke'ta ekonomi okumuş bir iş adamıyla bir randevuya çıkması ne kadar zor biliyor musun?
A couple of weeks back, I went on a few interviews, okay?
Birkaç hafta önce mülakatlara girmiştim.
Hey, I don't know if you have plans tonight, but Tyler thought it might be fun if we all went on a double date.
Bu gece planın var mı bilmem ama Tyler ikili randevuya çıkarsak eğlenceli olacağını söylüyor.
For your information, Mike went on a spiritual quest about six months ago.
Bilgin olsun, Mike altı ay kadar önce ruhsal maceraya çıktı.
Well, Greg and I went on a beer run, and, uh, Butler was waiting for us in the parking lot.
Greg ve ben bira almaya gitmiştik ve Butler otoparkta bizi bekliyordu.
Kate, do we know someone desperate enough to go on a date with Randall?
Kate, Randall ile çıkabilecek umutsuz bir kız tanıyor muyuz?
So, I, ah, I was thinking that we could go on a four-shift rotation because that would give people a little more flexibility with their time.
Şimdi, ben, ben düşünüyordum da dört vardiyalı bir dönüşüme gidebiliriz bu sayede insanlara zamanlarını daha esnek kullanma şansı veririz.
Maybe it's okay if once a year Sara comes to visit, and you have to go on a last minute work retreat.
Belki de yılda bir Sara'nın ziyarete gelmesinin ve senin de son dakikada iş gezisine gitmenin bir sakıncası yoktur.
Marina, would you like to go on a fantastic walk with me?
Marina, benimle harika bir yürüyüşe çıkmaya ne dersin?
He went on a "distil anything" course.
içine herşeyde bir damla koyar.
No, my point is, you're really going out on a limb for this woman.
Hayır, anlatmak istediğim, sen gerçekten bu kadın için riske giriyorsun.
You went out on a call a couple of months ago, campus pub, lady had irregular heartbeats...
Bir kaç ay önce bir çağrı için gitmiştin kampüs barına, bayanın düzensiz kalp atımı vardı...