Примеры использования: glowing

The atmosphere of the larger star was being siphoned onto a glowing hot accretion disk that revolves around and spirals into a black hole.
Daha büyük olan yıldızın atmosferi bir kara deliğin etrafında dönen ve onun içine çekilen parlak ve sıcak bir akresyon diskine doğru emiliyor.
You're glowing, girl.
Ne kadar da heyecanlısın.
Emily, there are people with real problems in the world, and getting a glowing college recommendation isn't one of them.
Emily, dünyada pek çok insan gerçek sorunlar yaşıyor ama coşkulu bir tavsiye mektubu bunlardan biri değil.
Rachel, look how you glow!
- Rachel, Rachel, nasıl da parlıyorsun..
Everybody has a happy glow!
Herkesin mutlu birer yanan közü var!
Let's glow, let's grow...
"Coşalım, yavaş yavaş büyüyelim."
By the way, you don't have that glow today, Donna.
Bu arada bugün o parıltın yok, Donna.
With their white teeth, glowing skin, ample curves...
Bembeyaz dişleri, canlı derileri, geniş kıvrımları.
Our star's delicacy, skin tone and bone structure compete with her glowing smile and the impish gleam in her eye.
Yıldızımızın inceliği ve dış görünüşü canlı gülüşü gözlerindeki afacan bakışlarla çelişiyor gibiydi.
But now that I see you, well, you look positively glowing.
Ama şimdi sana bakıyorum oldukça hararetli görüyorum seni.
When he talks about Caffrey, he talks about him in glowing terms.
Caffrey hakkında konuşurken kızgın ifadeler kullanıyor.
Most substances glow when they're heated.
Bir çok cisim isitildiklarinda korlasir.
The filament inside a light bulb can glow for long periods because it is contained within a vacuum.
Bir ampülün içindeki telin uzun süreliğine kızarabilmesi boşluk içermesi sayesindedir.
All of Moya is beginning to glow.
Moya parıldamaya başladı.
Hey, someone's been spending too much time around glowing rocks.
Birileri parlak kayalarla fazla zaman geçirmiş, değil mi?
And I'm quite sure it's absolutely glowing.
Çok heyecanlı olduğuna eminim.