Примеры использования: glare

It's the exact equal distance from the bathroom to the kitchen and it's at an angle where you don't get any glare coming off Stevie.
Tuvalet ile mutfağa eşit uzaklıkta ve Stevie'yi buradan izlediğinde parlama yapmıyor.
I've such a headache from that glare.
Parıltı yüzünden başım ağrıyordu.
Dare to glare at me?
Bana böyle bakmaya nasıl cüret edebilirsin?
Sometimes they glare.
Sadece ters ters bakıyorlar.
- Where's the glare?
- Işığa ne oldu?
How dare you glare at me!
Bana ters bakmaya nasıl cüret edersin!
Or maybe the fluorescent lights were causing a glare?
Yada kimbilir floresan ışıkları gözünün kamaşmasına sebep olmuştur.
Roy, let's glare.
Roy birine dik dik bakalım.
The only thing you feel is the glare of the limelight you think will validate your own existence!
Tek hissettiğin varlığını geçerli kılacak o ilgi odağının vereceği göz kamaşması!
The combatants glare at each other!
Savaşçılar birbirlerine dik dik bakıyorlar!
You should glare at him.
Dik dik bak.
He didn't even get the Gibbs glare.
Gibbs bakışını atmadı bile.
Don't glare at me.
there's a glare thing happening here.
Parlama yapıyor da.
Under the cover of darkness... people do things they'd never do under the harsh glare of day...
Karanlığın örtüsü altında insanlar günün göz kamaştırıcı parıltısında asla yapmayacakları şeyler yapalar...
Don't you glare at me!
Bana öyle bakma!