Примеры использования: give in

Mainly because he wouldn't give in.
Çünkü kimseye vermek istemezdi.
Eventually, parents have to give in.
Anne ve babalar da nihayetinde bu durumu kabulleniyor.
You give in a marriage.
Evlilikte bir şeyler verirsin.
We all decided that we would rather go back to our jobs, working on a farm or working as a plumber's mate for my dad or whatever, than give in and just be something that everybody else wants us to be.
Hepimiz kendi işlerimize dönmeye karar verdik, çiftlikte çalışmaya, veya babamın yanında tesisatçılık yapmaya veya her neyse kabullenmeye ve herkesin bizden istediği gibi biri olmaya...
Give in to your desires, your needs.
Arzularına ya da ihtiyaçlarına ver.
Sometimes a man just has to give in.
Bazen erkeğin yapması gereken teslim olmaktır.
Well, some dickhead once told me that when they put a gun to your head, it's not just give in or be killed.
Çük kafalının birisi bana demişti ki başına bir silah doğrulttuklarında olay teslim olmak veya ölmek değildir.
You killed my husband because he wouldn't give in to you.
Kocamı teslim olmadığı için öldürdün.
You mean you're afraid you'll give in?
Kendini ona teslim edeceğinden mi korkuyorsun?
Give in to your anger.
Öfkenize teslim olun.
We shall not give in
He just can't give in.
Kolay kolay teslim olmuyor.
Once I gave in, I did much better.
Ama kendimi teslim edince çok daha iyi hissettim.
But you have to give in to it.
- Kendini vermelisin.
Just so as not to give in.
Sonuçta vermedim.
Just give in.
Koy ver.