Примеры использования: franchise

If anyone even knows I took a corpse in, I'll lose my franchise
Ceset kabul ettiğimi biri duyarsa, bayiliğimi kaybederim.
I've got a billion-dollar franchise to protect.
Korumam gereken 1 milyon dolarlık imtiyaz var.
- We're just talking about the local football franchise.
-Bölgesel futboldaki dokunulmazlıkla ilgili konuşuyorduk.
You're a billion-dollar-a-year franchise, Ms. Bulla... $6 million reward's pocket change.
Yıllık bir milyar dolar üyelik paranız var, Bayan Bulla... 6 milyon çerez parası sizin için.
Plus, they've agreed to waive their franchise fee.
Ayrıca, franchise ücretinden feragat etmeyi kabul ettiler.
But the franchise agreement says
Ama bayilik anlaşması,
You realise how important this franchise is to the studio?
Bunun stüdyo için ne kadar büyük bir imtiyaz olduğunun farkında mısınız?
That sound like a franchise nobody ever wanted.
Sesi sanki kimsenin istemediği bir dokunulmazlık gibiydi.
How could they open another franchise so close to me?
Bana bu kadar yakın başka bir bayiyi nasıl açarlar?
It'll be a heck of a franchise.
Büyük bir ayrıcalık olacak.
I tried to buy that cinnamon bun franchise thing but...
Şu tarçınlı çörek acenteliğini satın almaya çalıştım ama...
- No, I have the franchise on that.
Hayır, onun hakları bende.
...and trash a franchise coffee bar.
...hem de bir kahve zincirinin kafesi darmadağın olacaktı.
And now, the best part of running your own franchise-- picking your Sammy Fammy.
Ve şimdi, kendi bayini işletmenin en iyi tarafı kendi elemanlarını seçmektedir.
Catholicism is like one big franchise, man.
Katoliklik sanki büyük bir ayrıcalık.
From the looks of it, they want to sell me a Brooks Brothers franchise.
Brooks Brothers acenteliği satmaya gelmişler gibi.