Примеры использования: frail

He was really small and frail.
Çok kısa ve zayıfmış.
Careful, I'm frail.
Dikkatli ol, narin biriyim ben.
- I knew he was frail, but...
-Zayıf olduğunu biliyordum, ama...
Women are frail.
Kadınlar narindir.
- She was a frail, frightened, demented elderly woman.
Zayıf, korkmuş, kaçık bir yaşlı kadındı.
She had always been of weak constitution, and with the endless burden of our piecework labor... she'd driven her frail body too hard for too long.
Bünyesi her zaman çok zayıf olmuştur ve bizim götürü işi ile alakalı sonu gelmeyen o yük sebebiyle o narin bedenine uzun süre çok yüklenildi.
No, that woman was frail.
Hayır, o kadın çok zayıf.
I believe one problem with hiring women is that they're frail and breakable.
Kadınları işe alma konusundaki bir problemin de, onların narin ve kırılgan oluşu olduğuna inanıyorum.
These alleged extraterrestrials are essentially frail miniature humans with oversized heads.
Sözde uzaylıların çelimsiz vücutları ve kocaman kafaları var.
- She's in a very frail frame of mind.
- Kendisi çok kırılgan bir durumda.
Looking frail but angry.
Çelimsiz olsan da öfkelenmesini iyi biliyorsun.
And this girl is frail, subdued
Ama şu kız biraz kırılgan, içine kapanık.
He was tiny, frail.
Çok küçük ve çelimsizdi.
Love, so darn frail, you know?
Aşk çok kırılgandır, bilir misin?
There is no way that frail woman could have committed this crime.
Şu çelimsiz kadının bu suçu işlemesinin imkanı yok.
Who would have imagined that such fierce determination existed within that deceptively frail body?
Böylesine kırılgan bir vücut içinde, böylesine azılı ve kararlı birinin bulunabileceğini, kim hayal edebilirdi ki?