Примеры использования: flaky

They're young, flaky.
Gençtirler, tuhaftırlar.
- The woman's a little flaky.
- Kadın biraz garip.
It means that on a good day you can be a little flaky.
Demek oluyor ki sen güzel bir günde biraz acayip olabilirsin.
I'm really flaky.
Ben çok tuhaf hissediyorum.
That's very flaky.
Bence çok garip bir yöntem.
It's flaky.
Acayip işte.
It just comes off a little flaky.
- ...tuhaf görünüyor.
Cos you're aware how flaky that would sound in the public arena?
Halkın gözünde bunun ne kadar garip duracağının farkındasın değil mi?
Look at 'em, with their bright, airy narthex and light, flaky eucharist.
Şunların ferah, aydınlık kiliseleri ve acayip ayinlerine bak.
- I know it sounds flaky...
-Tuhaf geldiğini biliyorum ama...
An unidentified flaky object.
Tanımlanamayan Garip Cisim.
You know how flaky my knuckles get.
- Parmaklarım acayip olmuştu.
Like I said, flaky.
Söylediğim gibi, tuhaf.
I mean, Chelsea's flaky, but she's not stupid.
Chelsea garip biri ama aptal değil.
Then your mother had to come up with that flaky cleansing ceremony.
sonra annen şu acayip evlilik arınması ile çıkageldi.
But students are all flaky and shallow...
Bugünlerde üniversite öğrencileri çok tuhaf ve yüzeysel davranıyor...