Примеры использования: expensive

I want the expensive shit.
Pahalısından istiyorum.
But the procedure is less expensive.
Aynı zamanda da en ucuzu.
So you're telling me that that ashtray that's been in our apartment for over a year and a half is not only stolen, but also very expensive.
Yani sen diyorsun ki bu, yalnızca çalıntı olmayan, aynı zamanda, çok pahalı olan küllük, bir buçuk yıldır bizim dairemizdeydi.
WELL, JUSTIN'S EXPENSIVE.
MARGARET THATCHER:..to maintain peace, with freedom andjustice is always expensive.
Barışı, yanısıra özgürlüğü ve adalaeti sağlamak her zaman maliyetlidir.
That's too expensive.
O çok pahalıya çıkar.
Covering it up is less expensive than protecting these women.
Olayın üzerini örtmek bu kadınları korumaktan daha ucuza geliyor.
So, guys, my mummy was going to come visit for the holidays, but plane tickets are expensive, so it's my first Christmas without any family.
Çocuklar, annem bayram için ziyaretime gelecekti ama uçak biletleri çok pahalı bu yüzden yanımda ailem olmadan geçireceğim ilk Noel bu olacak.
- You know how expensive a kid is?
Çocukların ne kadar masraflı olduklarını biliyor musun Kev?
An enquiry would be expensive.
Soruşturma maliyetli olur.
Yeah, but they're so expensive.
Evet ama çok pahalılar.
Besides, it was less expensive to take both.
Aynı zamanda ikisini birden almak daha ucuza geliyor.
I got you riled up, you oversold Giggle Pig, and now you're running an expensive task force in a time of budget cuts.
Seni sinirlendirdim, sen de Kıkırdak Domuz'u bir hayli övdün ve bütçe kesintilerinin olduğu bir zamanda aşırı pahalı bir görev ekibi aldın.
Being a teenager's expensive.
Genç olmak masraflı.
That's expensive and pointless.
Maliyetli ve anlamsız bu.
Yes, it does look expensive.
Evet, pahalıya benziyor.