Примеры использования: exo

It's an exo-skeleton.
Bu bir dış iskelet.
I'm an exo-linguist.
Ben bir dış dilbilimciyim.
All agents, exo-threat incoming.
Tüm ajanlar, dış tehdit yaklaşıyor.
This afternoon, small exo position.
Bu öğleden sonra biz atılım-takip antremanlarına başlayacağız.
Happened to go after that Hoverdrone, that happened to shoot up your mid-anterior servo motor and bust up that exo-thingy?
Hoverdrone olayı, sonra, ön tarafındaki güdümlü motorunun vurulması ve tuhaf aletinin bozulması mı iyi?
This invisible force varies on all the planets in the solar system and on the exo-planets we've discovered orbiting other suns.
Bu görünmez güç güneş sistemimizdeki bütün gezegenlerde ve keşfettiğimiz... diğer güneşlerin yörüngesindeki gezegenlerde farklılık göstermektedir.
We didn't pierce the exo-suit.
Üzerindeki kostümü geçemedik.
All I have to do is transfer the fuel source from my exo-suit and power the fuel cells.
Tek yapmam gereken, zırhımdaki yakıt kaynağını aktarmak ve bataryalara güç vermek.
Your exo-plating... your ocular implant.
Dış kaplaman... göz implantların.
Exo-threat incoming.
Dış tehdit yaklaşıyor.
Another run of the mill thief in an exo bear suit.
Dış iskelet ayı kostümü kullanan başka âlelâde bir hırsız.
Exo-packs on!
Maskeler yüze!
It's an exo-biological insemination.
Dünya dışı tohumlamayla.
Well, I don't know about that, but I have siphoned off enough juice to power up my exo-suit.
Orasını bilmiyorum ama kıyafetime yeterince güç çektim.
I didn't leave my exo-suit on the ship?
Süper kostümümü gemide bırakmadığımı mı söyleyeyim?
We certainly can't leave Raymond's exo-suit back in 1960.
Kesinlikle Raymond'un giysini 1960 yılında bırakamayız.