Примеры использования: exciting

I want it to be exciting, full of stunts and massive explosions.
Ben ise heyecanlandırıcı; atlamalar, zıplamalar ve büyük patlamalar istiyorum.
This is exciting.
Anyway, there are plenty of exciting stories to cover back in Canada.
Nasılsa Kanada'da haber yapılacak bir sürü ilginç hikâye vardır.
Fun doesn't excite you.
Eğlence seni heyecanlandırmıyor.
Can't a wife excite her husband?
Artık kadınların kocalarını azdırmaya hakkı yok mu?
I brought it to excite the spirits.
Ruhları kışkırtmak için getirmiştim.
How exciting!
And I'm sure it's a lot more exciting when you play with other people.
Diğer insanlarla birlikte oynayınca daha da eğlenceli olacağından eminim.
Very exciting.
It was exciting till about 2:00 a.m.
Saat 2:00'ye kadar falan eğlenceliydi.
Isn't it exciting?
Çok etkileyici değil mi?
As the energetic particles in a solar storm stream along Earth's magnetic field towards the Poles, the excite elements in our atmosphere, causing them to glow.
Güneş fırtınasının enerji yüklü parçacıkları Dünya'nın manyetik alanı boyunca kutuplara doğru aktığında atmosferimizdeki elementleri uyarıp parlamalarına sebep olur.
He'll excite the criminals!
Haydutları telaşlandıracak!
It's nothing more shocking or exciting than what you see here every day.
Burada gördüğün şeylerden daha şaşırtıcı yahut heyecanlandırıcı bir şey olmayacak.
Very exciting!
And now, I have some exciting news.
Ve şimdi, bazı ilginç haberlerim var.