Примеры использования: erroneous

We made an erroneous accusation.
Hatalı bir suçlamada bulunduk.
The concept of coincidence is erroneous.
Tesadüf kavramı hatalıdır.
An erroneous impulse, certainly... ..but a generous one at least, and given our current financial circumstances...
Katiyetle hatalı bir çıkıştı ama en azından cömertti ve ekonomik durumumuzun değişmesi...
Got a rap sheet longer than a list of Gus' erroneous zones.
Gus'ın hatalı bölgelerinin listesinden daha uzun bir sabıkası var.
You don't hear me bringing up Declan's erroneous profile that resulted in Lassiter scaring the crap out of an innocent woman.
Lassiter'ın masum bir kadının ödünü patlatmasıyla sonuçlanan Declan'ın hatalı profilinden bahsederken beni dinlemiyorsunuz ama.
However, erroneous they may be.
Ancak, bu hatâlı sonuçlar doğurabilir.
At last, when you had all formed your inevitable but totally erroneous conclusions, you departed.
Nihayet, sen, kaçınılmaz fakat en hatalı sonuca ulaşınca, oradan ayrılmıştın.
Once the erroneous variable has been corrected for, the stabilized synthetic material will bind properly with cybernucleic acid.
Hatalı değişkeni düzelttiğimiz zaman istikrarlı olmuş sentetik madde siber nükleik asitle uygun şekilde birleşecek.
I don't know why I should care but the information that you just received is erroneous.
Neden umrumda olduğunu bilmiyorum ama biraz önce aldığın cevaplar yanlıştı.
That, or the way we isolated certain systems, could be causing erroneous operations in the Ancient programming.
Öyle ya da belli sistemleri izole etme biçimimiz Kadimlerin programlarında yanlış çalışmaya sebep oluyor.
Like most assumptions, it's erroneous.
Birçok varsayım gibi, bu da yanlış.
I apologize for my erroneous conclusion about abuse.
Bu konudaki yanlış çıkarımım için özür dilerim.
I don't wanna initiate a military action based on erroneous information.
Yanlış bilgiye dayanarak askeri harekette bulunmak istemem.
And... erroneous charges...
Ve...yanlış suçlamalar...
I had a few erroneous phrases in there.
Birkaç yanlış yazım vardı.
So I told him that the charge was erroneous.
Ben de ona suçlamanın yanlış olduğunu söyledim.