Примеры использования: embracing

And one should embrace it when it comes.
Bu zaman geldiğinde insan ölümü kucaklamalıdır.
I embrace the outlaw life.
Ben yasadışı hayatı benimsedim.
I'm trying to embrace that wisdom.
Bu hikmeti kabullenmeye çalışıyorum.
But I do embrace the impossible probability as a reality.
Ama bir gerçek olarak imkansızı kapsarım.
Give me the strength, oh, lord, to embrace my sins, and the strength to be righteous in thy name.
Tanrım bana günahlarımı kabul etmek için ve senin yolundan ayrılmamak için güç ver.
An embrace?
Bir kucaklaşma mı?
Let me embrace you.
Gel bir sarılayım sana şöyle!
I still embrace the precepts, but I choose to live my own life now.
Hâlâ ilkeleri sahipleniyorum, ama kendi hayatımı yaşama yolunu seçtim.
Warm and loving embrace, nothing withheld.
Sımsıcak ve sevgi dolu bir kucaklaşmaydı, tüm anı paylaştık.
Get mad at each other and wrestle, but then end up kissing in a tender embrace?
Birbirinize kızdıktan sonra güreşmeye başlayıp sonunda da narince sarılıp öpüşüyor muydunuz?
So you can either pout about it... or you can embrace it and prove to everyone I was right when I said I saw something special in you.
Yani ya dudak bükmeye devam edersin ya da bunu sahiplenip haklı olduğumu gösterirsin sende özel bir şeyler gördüğüm konusunda.
A thing of low importance, when set against the promise of a lifetime held in loving embrace.
Sevdiğin kişinin kucağında bir ömür geçireceğin belliyse bunun pek önemi kalmaz.
Soon, you will embrace us.
Yakında, bizi kucaklayacaksın.
Why embrace my philosophy now?
Benim felsefemi neden şimdi benimsiyorsun?
You learn to embrace the responsibilities that come with parenthood.
Ebeveynlikle gelen sorumlulukları kabullenmeyi öğreniyorsun.
But does your government truly believe that, by creating a law, your citizens will suddenly embrace social equality?
Ama, hükümetinizin vatandaşlarının sosyal eşitliğini kapsayan bir hukuku aniden yaratacağına gerçekten inanıyor musun?