Примеры использования: eldest

Finally, there was the eldest brother, Ben.
Son olarak yaşça en büyük kardeş, Ben.
He jumps over the old guy and laughs.
Yaşlı adamın üzerinden gülerek atlıyor.
How are we gonna trace a number over 100 years old?
100 yıl önceki bir telefonun takibini nasıl yaparsın?
Dirty old man.
Kart horoz.
How can a man so young have eyes so old?
Böyle tecrübeli gözlere sahip olan biri nasıl bu kadar genç olabilir?
She looked older.
- Daha büyük görünüyordu.
Oldest Rick trick in the book.
- En eski Rick numarasi.
Carson, the elder statesman, would steer things as he's always done.
Carson, kıdemli kahya olarak her zamanki gibi işleri yürütür.
Your old friend Lord Merton is in favour of reform.
Eski arkadaşınız Lord Merton da reform yanlısı.
Poor old guy.
Zavallı ihtiyar.
What d'you do in old Pompeii, then, girls of your age?
Senin yaşındaki kızlar bu köhne Pompei'de ne yaparlar?
- It was wonderful to see old, uh--
- Şeyi görmek harikaydı--
I'm made of every tossed piece of black licorice, every discarded bar of old chocolate with, like, that white powder stuff on it.
Her parçam meyanköklerinden oluşuyor, istenmeyen bayat çikolatalar hani üzerine beyaz pudra şekeri dökülenlerden.
I need someone older and wiser
Daha yaşlı ve bilgili birine ihtiyacım var
Isn't that Nuna an elder?
O senden yaşça büyük değil mi?
The elder knew he had to act.
Ataları harekete geçmesi gerektiğini biliyordu.