Примеры использования: edit

Edit them.
Onları düzenleyen.
Just gonna have to edit it together.
Sonra düzenleriz olur biter.
You can't edit your way out of that!
Bu şekilde düzenleyemezsin.
I'll publish the book if you edit it.
Kitabı eğer sen düzenlersen yayınlarım.
Edit that out.
Edit profile.
Profili düzenle.
Edit this, please.
Lütfen bunu düzenleyin.
We edit the parts we hate about ourselves, modify the parts we think people hate.
Sevmediğimiz kısımlarımızı düzenler insanların sevmediğini düşündüğümüz kısımları kökten değiştiririz.
Could you edit that last part?
Son kısmı düzeltebilir miyiz?
About as fast as you edit your way off the copy desk?
Senin editörlükten kurtulduğun gibi mi?
You'll edit it, right?
- Bunu düzelteceksiniz, değil mi?
I'll edit the book because I believe in it.
Kitabının editörlüğünü yapacağım, çünkü kitabın iyi olduğuna inancım tam.
Just yesterday I caught her in the edit bay digitizing old VHS tapes.
Daha geçen gece onu eski VHS kasetlerini düzeltirken yakaladım.
I'm the first woman to edit the newspaper at my college.
Üniversitede gazete editörlüğü yapan ilk kadın bendim.
I don't wanna edit one minute of my life.
Hayatımın hiç bir anını düzeltmek istemiyorum.
Brooksley Born graduated first in her class at Stanford Law School, and was the first woman to edit a major law review.
Brooksley Born, Stanford Hukuk Fakültesinden birincilikle mezun oldu önemli bir hukuk dergisinin editörlüğünü yapan ilk kadındı.