Примеры использования: dictate

It's incredible to think that a planet half a billion kilometres away could dictate the fate of our world.
Yarım milyar km uzaktaki bir gezegenin gezegenimizin kaderini belirlediğini düşünmek inanılmaz.
Let's not let Michael Corrigan dictate the course of nations.
Micheal Corrigan'ın uluslarımızın gidişatını etkilemesine izin verme.
The rules of war dictate that...
- Savaş prensiplerine göre...
To walk in here, after what you've done to me, and dictate what I can and can't do?
Bana yaptıklarından sonra buraya gelip yapabileceğim ve yapamayacağım şeyleri emrediyorsun?
That it feels it can dictate to the rest of the world who gets... who gets to have nuclear weapons, while it insists on keeping my people in the Dark Ages.
Size; halkıma Karanlık Çağlar'da kalmasını dayatıyorken nükleer silah sahibi olan dünyanın geri kalanına da emir verebileceğinizi hissettiriyor.
No, you don't get to dictate terms.
Hayır, koşulları siz belirleyemezsiniz.
Let us not be cowed, or dictated to.
Yılmayalım, etkilenmeyelim.
The market dictates, is what I'm trying to say.
Piyasa prensiplerinden bahsetmeye çalışıyorum.
You can't seriously expect to dictate every detail of my grandchild's life.
Torunumun hayatının her detayını emretmeyi cidden bekliyor olamazsın.
You don't dictate to an artist, you don't tell him what to do.
Bir sanatçıya emir verilmez.
They dictate what colour eyes you have.
Gözlerinizin ne renk olacağını belirlerler.
The criminals don't dictate to this police force.
Suçlular polis teşkilatını etkilemez.
However, the uncertainty principle dictates that time is a variable in this equation.
Ancak belirsizlik prensibi bu denklemde zamanın bir değişken olduğunu söyler.
I will not let you dictate my number choices.
Seçeceğim parçaları bana emretmene izin vermeyeceğim.
I won't allow anyone to dictate me.
Kimse bana emir veremez!
You do not dictate ER policy!
Acil servis kurallarını sen belirlemiyorsun.