Примеры использования: confusion

Pronoun confusion.
(narrator) ln the mounting confusion, the wounded were a problem.
Artan kargaşanın içinde yaralılar da büyük sorundu.
Away from weariness, confusion... and torment.
Bıkkınlıktan, keşmekeşten ve azaptan uzak durarak.
You are prone to moments of confusion.
Bazı şeyleri birbirine karıştırmaya oldukça yatkınsın.
PCP blocks the brain's NMDA receptors, hypothalamus goes nuts, resulting in anxiety, confusion, and fever-like overheating.
Fensiklidin beynin alıcı hücrelerini engeller, merkezi sinir sistemi göçer, endişe krizi, kafa karışıklığı ve yanıyormuşsunuz gibi hissetmenize yol açar.
Do not let them fall to confusion!
Karmaşaya düşmelerine müsaade etme!
It was only confusion, for lack of experience.
Tecrübesizlikten kaynaklanan şaşkınlıktı o yalnızca.
Excuse my confusion.
Kafamın karışmasını mazur gör.
You have brought her nothing but misery and confusion!
Buraya acı ve karmaşadan başka bir şey getirmediniz!
I understand your confusion.
I understand your confusion.
Kafanın karışmasını anlıyorum.
I'm really hoping that we can meet before you leave town so I can explain the confusion earlier today.
Siz sehirden gitmeden önce bir kez daha bulusup bugün yasanan karmasikligi açiklayabilmeyi umuyordum.
Sorry for the confusion.
Karışıklık için özür dilerim.
Confusion requires fire trucks?
Kargaşa itfaiye araçları mı gerektirir?
Oh, what confusion comes with light.
Işıkla gelen o keşmekeşi boş verin,
I understand your confusion-- your refusal to accept what's happened.
Karmaşıklığını anlıyorum-- olan şeyi reddetmeni de.