Примеры использования: conceive

You wield a power you cannot yet conceive of.
Henüz kavrayamadığın bir güce sahipsin.
Although j.D. And I did conceive this baby under one.
Buna rağmen J.D. ile bu bebeği bir ağacın altında düşünmüştük.
Trying to conceive a life without her.
Onsuz bir hayatı kavramağa çalışıyordum.
It's an object that's too complicated for a single individual to conceive of and to build in a single lifetime.
Bu tek bir bireyin, tek bir hayat diliminde düşünüp inşa edebilmesi için çok komplike bir nesne.
Ah, but so few would conceive the brilliance of using it as a peg on which to hang a murder.
Ah, fakat çok az kişi onu bir cinayeti asacak bir askı olarak kullanma dehasını kavrayabildi.
But I could not conceive.
Ama ben bunu düşünemedim.
I can't conceive why.
Nedenini anlayamıyorum.
Being a slayer means something you can't conceive of.
Avcı olmanın anlamını sen kavrayamazsın.
I used to think it's only boring people who don't feel boredom, so cannot conceive of it in others.
Eskiden sadece sıkıntı hissetmeyen insanların sıkıcı olduklarını bu yüzden başkalarındaki sıkıntıyı anlayamayacaklarını düşünürdüm.
I admit, I lack the imagination to even conceive of someone like you.
Hayal gücümün senin gibi birini yaratmak için bile yetersiz olduğunu kabul etmeliyim.
Can you conceive how anybody can live with so much hate... as has been my burden?
Benimki gibi bir yük altında bir insanın nasıl yaşayabileceğini anlayabiliyor musun?
It's an ill-conceived antiquated institution created by people who did not expect to live past 30.
Ortalama insan ömrünün 30 yıl olduğu zamanlarda insanların yarattığı saçma ve demode bir kurum olduğunu biliyor muydun?
Caesar couldn't conceive that his best friend would plot to kill him.
En iyi arkadaşının kendisini öldürmek için komplo kurduğunu anlayamamış olması.
It's very hard to conceive of such separate views of such relative ways of seeing.
Bunca göreceli bakış açısı içerisinde, bu ayrık görüşleri kavrayabilmek oldukça güç.
I cannot conceive of anything that will cover the facts.
Gerçekleri ortaya çıkarabilecek herhangi bir teori düşünemiyorum.
I have senses you can't conceive of !
Anlayamayacağın duyularım var.