Примеры использования: carry

I could carry it.
♪To carry you home
Seni eve götürmeye
Insect armour can carry colours that can camouflage or communicate.
Böceklerin kabuğu, iletişim kurmayı ya da kamuflajı sağlayan renklerde olabilir.
-You carry that stink of the street.
- Ömrünün kalanını sokakların o pisliğiyle geçirirsin.
The com system in these suits won't carry that far.
Elbiselerin içindeki, iletişim sisteminin menzili, o kadar uzun değil.
Most bookstores don't carry Joseph Bell on surgery.
Kitapçıların çoğu Joseph Bell ameliyat kitapları bulundurmaz.
It promises to deliver technologies... that will carry us everfarther and everfaster.
Teknolojik gelişmeler daha hızlı bir biçimde daha da uzağa gidebilmemizi sağladı.
I don't care what woman you carry on with at night, as long as you show up for duty in the morning!
Sabah görevinin başında olduğun sürece geceyi kiminle geçirdiğin umurumda değil.
I always carry one in my sock.
Daima çorabımda bir çeyreklik bulundururum.
They carried off all the splendid bodies.
Bütün görkemli vücutları naklettiler.
In this briefcase I carry actual scientific facts.
Bu çantada bilimsel gerçekleri getirdim.
You got to carry me.
- Beni taşımanız gerekecek.
- I carry nothing.
- Hiç Birşey Taşımıyorum.
We can't just carry him to the capital.
Onu başkente kadar götüremeyiz.
How far did you carry me?
Ne kadar uzaga getirdin ki?
I've got to carry you?
Seni taşımam mı gerekecek?