Примеры использования: brutal

It's totally brutal.
Tamamen acımasız.
- Brutal, isn't it?
- Bu gaddarca değil mi?
It was brutal.
Çok gaddar.
Sometimes one of them gets left behind and because they are a brutal race, the others never come back.
Bazen içlerinden biri geride kalır, ...diğerleri onun için geriye dönmezler çünkü onlar yabani bir ırk.
And we run a particularly brutal campaign so that the nation is as distracted as possible over the next eight hours.
Ve oldukça kaba bir seçim yarışı yaptık böylece ülke önümüzdeki 8 saat boyunca kargaşa içinde olacak.
Conclusion, a brutal assault killed him.
Sonuç, onu vahşice bir saldırı öldürmüş.
I play Avedon, a brutal and corrupt businessman hellbent on world domination, so I'm not sure how much I really identify with such a character.
Ben Avedon'u oynadım, zalim ve ahlaksız bir iş adamı dünyaya hakim olmaya göz koymuş biri, yani kendimi böyle bir karakterle ne kadar özdeşleştirebildiğimden emin değilim.
When I carve him up and toss him to the dogs, only then will he confront that brutal, inescapable truth.
Onu parçalara ayırıp köpeklere attığım zaman anca merhametsiz, kaçınılmaz gerçekle yüzleşecek.
How can the lad survive such brutal punishment?
Adam bu zalim eziyete nasıl dayanacak?
I want to confront what it means for us to have evolved in nature's brutal struggle.
Tabiatın merhametsiz mücadelesinde evrim geçirmenin bizim için ne anlama geldiğiyle yüzleşmek istiyorum.
You brutal, murderous, abandoned thing.
Vahşi, ölüm saçan, ...terk edilmiş şey.
Cross-examinations will be brutal.
Çapraz sorgular çok sert olacaktır.
God, that's-- that is brutal.
Tanrım, çok acımasızca bu.
This was revenge of a much more brutal, cold-blooded nature.
Bu bir intikamdı daha çok acımasız, soğuk kanlı bir şekilde.
It's brutal for a robbery.
Bir soygun için gaddarca.
Man, they are brutal.
Adamım çok gaddarlar.