Примеры использования: bow

That is a nice bow.
Yay güzelmiş.
Can I get a blue bow?
Mavi bir fiyonk alabilir miyim?
Him in the bow tie.
Papyonlu adam.
Did you just bow?
Reverans mı yaptın sen?
All the stags will bow.
"Bütün geyikler eğilecek.
Big scarf, bow tie, bit embarrassing.
Kocaman bir atkı, papyon, utanç verici.
And you have my bow.
Ve Benim de Yayım.
But why would you put a pink bow on a boy?
Neden bir oğlana pembe fiyonk taktınız?
Inside cabin facing the bow.
Kabinin içi, pruva kaplaması.
Bow planes down 15, stern up 10.
Baş 15 derece aşağı, kıç 10 derece yukarı.
Oh, your mommy tied a bow for you, huh?
Annen sana kurdele bağlamış, ha?
Don't forget a pretty bow.
- Güzel bir kavis vermeyi unutma.
They want us to go in there, bow down and beg them to chop our heads off
Oraya gidip boynumuzu eğip kafamızı kesmeleri için yalvarmamızı istiyorlar.
I must bow to your superior knowledge, Mrs. Vanderlyn.
Sizin üstün bilginiz önünde saygıyla eğiliyorum, Bayan Vanderlyn.
Fired over the port bow
Pruvanın iskele tarafına ateş ettiler.
And I'm already detecting several failed sensors on the bow.
Şimdiden baş kısmında birçok tarayıcı hatası görüyorum.