Примеры использования: boil

If you keep looking at it, the door's never gonna boil.
Sürekli bakıp durursan kapı asla kaynamaz.
You can barbecue it, boil it, broil it, bake it, saute it.
Izgarası yapılır, haşlanır, kavrulur, fırına verilir, sotelenir.
We'll put the bleach on the boil.
Çamaşır sularını fokurdatacağız.
Any closer and water would boil away, any further and it would freeze
Birazcık daha yakınlaşırsa, üzerindeki tüm kaynar, biraz daha uzaklaşacak olursa ise, donar.
This guy's brain is about to boil.
Herifin beyni kaynamak üzere.
What, do they boil them or grill them?
Haşladın mı yoksa kızarttın mı?
I boil over like hot milk
Sıcak süt gibi köpürüyorum.
Boil or mole?
Çıban mı ben mi?
I'll boil some water and rip up some sheets.
Ben su kaynatıp çarşaf getireyim.
This planet is starting to boil!
Bu gezegen fokurdamaya başladı!
Today I won't boil
Ama bugün köpürmeyeceğim.
Lancing a boil is never pleasant.
Çıbanla oynamak da pislik çıkarır.
Boil this for an hour and drink the tea.
Bunu bir saat kaynatip çayini içeceksin.
Sweater'd venom sleeping got, boil thou first i' the charmed pot.
Zehir saçan uyuyan süveter sihirli kazanda ilk sen fokurdayacaksın.
It'll just take a minute to boil.
Birkaç dakika içinde kaynar.
You get it to a boil, you shove in all your sausage and meatballs.
Kaynayınca da köfteleri ve sosisleri içine at.