Примеры использования: blurry

Still blurry.
Hala bulanık.
Everything's blurry.
Her şey bulanık.
- And blurry.
- Ve bulanık.
Like I say, it was blurry.
Dedim ya, bulanıktı.
The letters are all blurry.
Harfler bulanık gözüktü.
The meds for the pain have her pretty blurry.
Acısı için verilen ilaçlar beynini biraz bulanıklaştırmış.
My vision's blurry.
You know, sometimes, Martin, when you get overly tired, the lines get a little blurry.
Bazen, Martin, çok yorulduğunda, her şey bulanıklaşır.
Blurry vision.
- Bulanık görme.
- It's all so blurry.
- Herşey çok bulanık.
Maybe it's blurry.
Picture so blurry.
Görüntü çok bulanık.
- I'm Blurry.
- Bulanık benim.
Well, as I say, the pinkeye made my vision quite blurry.
Dediğim gibi, renk körlüğü görüşümü çok zorlaştırıyor.
Now, here we are - see this blurry figure here?
Şimdi, bakın - şuradaki bulanık görüntüyü görüyor musun?
His vision's blurry.