Примеры использования: blurred

Any blurred vision?
Bulanık görme?
But if our eyes are blurred... it means that's a dark, gloomy body."
Ama gözlerimiz donuk olursa karanlık, kasvetli bir vücudumuz olur." derdi.
I think you're letting your experiences blur your judgement.
Sanırım deneyimlerinin, muhakemeni bulandırmasına müsaade ediyorsun.
He said the face was blurred but getting clearer.
Yüzünün flu olduğunu ama gittikçe netleştiğini söylemişti.
- You want me to blur your face?
- Yüzümü bulandırmak mı istiyorsunuz?
There's not a blur, not a face with red eyes!
Flu değil, kırmızı gözlü yüzler falan değil!
Well, we've blurred some lines here, you and I.
Sen ve ben bazi çizgileri bulandirdik.
It's all a blur except for the girl.
Kız hariç her şey flu.
The figure is blurred in the pictures, but it's helpful.
Fotoğraftaki siluetler çok flu, ama belki işimize yarar.
Blur your faces.
Scopolamine can cause dizziness and blurred vision.
Skopolamin baş dönmesi ve bulanık görmeye neden olabilir.
He claims to blur the line between reality and illusion.
Gerçekle sihir arasındaki ince çizgiyi bulanıklaştırdığını iddia ediyor.
It's a close encounter of the blurred kind.
Bu bulanık türden bir yakın temas.
So, listen not to wax Messianic but the synchronicity of the two events may blur the individual effect.
Yani mesihlik taslamak gibi olmasın fakat iki olayın eşzamanlılığı bireysel etkiyi bulanıklaştırabilir.
Maybe the lines are blurred for him.
Belki de sınırlar onun için bulanıktır.
Hey, you got to blur the lines, kid.
Sınırları bulanıklaştırmalısın, evlat.