Примеры использования: blending

Oh, I'm blending in.
Oh, içinde karıştırma ediyorum.
Do you think we look young enough to blend in at a high school?
Sence biz bir liseye karışabilecek kadar genç görünüyor muyuz?
I wanted to blend in.
Oh, yes, indeed, monsieur, your ability to blend in, to pass yourself off in all manner of disguises, which has proven so useful.
Oh, evet, gerçekten, bayım çok yararlı olduğu anlaşılan uyum sağlama ve her kılığa girme yeteneğin.
Louis, stop blending!
Louis, karıştırmayı bırak!
It doesn't blend in with anything.
Hiçbir şeye karışmaz.
When I land in Missouri, I want to blend right in.
Missouri'ye iner inmez uyum sağlamak istiyorum.
He's trained to blend in to any city, any terrain.
Her şehre, her bölgeye uyum sağlamak için eğitildi.
It's a total sharing, a blending of both symbiont and host.
Ortak yaşar ve konukçunun her ikisinin de tamamen paylaşımı, karışımıdır.
But we brought in a next-gen blend of phenyl ketamine, ketyl phenamine, and a healthy sprinkling of transuranic elements.
Ama bizler geleceğin genini, fenil ketamin ile ketil fenamini karıştırarak, nükleer ötesi elementlerle destekledik.
I want to blend in.
Kaynaşmak istiyorum.
This is an 84% wool to nylon blend.
Üzerimdeki yüzde 85 pamuklu naylon karışımı.
And different blends, you know, where you takejuices and proteins.
Ve farklı karışımları, bilirsin, nerede suları ve protein alır.
That's why I didn't give her the exact quantities or tell her how to blend them.
Bu yüzden ona tam miktarı ve nasıl karıştırılacağını söylemedim.
I am a perfectly regular person, who can blend seamlessly in with others.
Başkalarıyla sorunsuz kaynaşan, tamamen sıradan bir insanım.
It's a satin-cotton blend.
Bu saten - pamuk karışımı.