Примеры использования: blaming

his father's gone crazy blaming anybody and everybody.
Milletin suçlamalarda bulunması babasını deli ediyor.
It's because people blame lung cancer patients.
Çünkü akciğer kanserinden hastalar sorumlu tutulur.
And i have to say, i don't blame her.
Açıkcası ben de onu ayıplamıyorum.
-Much blame has been placed on another innocent person, Dr. Sara Tancredi.
- Bir başka masum insan Dr. Sara Tancredi'ye de pek çok suçlamalarda bulunuldu.
Then... who shall we blame?
Öyleyse... kimi sorumlu tutmalıyız?
Can't say that I blame you.
Ayıplamadığımı söyleyemem.
I'd rather have Toby hate me now than blame me later, you know?
Toby'nin ileride beni suçlamasındansa şimdi benden nefret etmesini tercih ederim.
I know you blame me for Kellan's death.
Beni Kellan'ın ölümünden sorumlu tuttuğunu biliyorum.
Blame Kevin Casey.
Kevin Casey'i suçlamak.
One might blame his truly heroic intake of cocktails.
Birileri yiğit kokteyl fondiplerini kınayabilir.
Every time you didn't win, every time you missed out on a big brief, you always blame someone else.
Ne zaman kaybetsen, ne zaman bir belgeyi gözden kaçırsan hep birilerini suçlarsın.
You blame Batiatus.
- Batiatus'u suçluyorsun.
I don't blame you, sir.
Sizi kınayamam, efendim.
Samaritan is privately owned by a third party, one that can shoulder the blame for your next civil liberties scandal.
Samaritan 3. bir sahsin mülkiyetinde olacak bir sonraki insan haklari ihlali skandalinda suçu omuzlayabilecek birisinde.
- Do not blame the bird.
Kuşu suçlama.
Don't know if I'd blame you, a man that killed your partner but that won't stop me from nailing' you.
Ortagini öldüren birini vurmak konusunda seni kinayamam... ancak bu seni enselememi engellemez.