Примеры использования: beer

Denise brought some nonalcoholic beer.
Denise, alkol içermeyen bira getirdi.
You know, most people get out of jail and they, uh... pop a beer.
Çoğu insan hapisten çıkar ve bir bira içer.
I'll go back to the peat fields... and those pleasant hours in the beer gardens.
Turba tarlalarına ve bahçeli birahanedeki o tatlı saatlere geri döneceğim.
My daddy took your beer.
Babam senin biranı almıştı.
- And your friend Colin here says you, uh, had one beer, possibly two.
- Arkadaşın Colin bir, muhtemelen iki bira içtiğini söylüyor.
He runs a beer hall on the ground floor.
Zemin katta birahane işletiyor.
Sash, want some beer?
Sash, bira ister misin?
And then my beer drank itself.
Sonra biram kendi kendine bitti.
There wasn't a beer hall available?
Bir birahane bulamadın mı?
Moe, gimme a beer.
- Moe, bira ver.
Maybe I just want someone to grab a beer with, to go on a cool guy trip with.
Belki de beraber bira içeceğim, erkek erkeğe gezilere gideceğim birini istiyorumdur.
I wasn't living any kind of life I could ask a woman to share with me... playing in beer halls... moving-picture houses.
Bir kadından benimle paylaşmasını isteyebileceğim türden bir hayat sürmüyordum... birahanelerde... sinema salonlarında çalıyordum.
- Seth, a beer?
- Seth, bira?
He might be driving his car, having a beer, brushing his teeth cutting someone's eyes out.
Belki de şu an arabasını kullanıyor, bira içiyor, dişlerini fırçalıyor ya da birinin gözünü oyuyor olabilir.
Closing down the beer garden.
Birahaneyi kapatıyorsunuz demek.
Beer parlour brawl on Santa Monica Boulevard.
Santa Monica Caddesi üzerinde bir birahanede olay çıkarma.