Примеры использования: bargaining

We're not bargaining.
Pazarlık etmiyoruz.
Gives us a little bargaining chip to work with.
Elimize biraz koz vermis olacak bu.
You didn't even bargain.
Hi, there, I'm Bargain Bob.
Merhaba ben Kelepir Bob.
Not while you still have her to bargain with.
Yoksa, elinde pazarlık edecek bir kozun kalmaz.
No bargaining.
A bargain well struck.
- Anlastik öyleyse.
A bargain buy from China-- ten cents each.
Çin'den kelepir mal...tanesi 10 cent.
Meanwhile, Secretary Durant twiddled her thumbs, waiting without a seat at the bargaining table."
Bu sırada görüşmenin dışında bırakılan Bakan Durant, çıkacak sonucu bekledi.
And a reminder that a bargain was struck with your father before he passed.
Ve dedi ki baban ölmeden önce bir konuda anlaşmışlar.
The bargain is in your best interests, not ours.
Anlaşma senin menfaatlerin için en iyi, bizimkiler için değil.
We make a bargain, or I cannot come.
Bir pazarlık yapalım, yoksa gelemem.
We're bargaining now?
Pazarlık mı yapıyoruz?
I can't believe that you would use it now as a bargaining chip.
Ama şimdi bunu bana karşı koz olarak kullandığına inanamıyorum.
Half her life... that was our bargain.
Hayatının yarısı anlaşmamız böyleydi.
This is some bargain you are brokering, brother.
Büyük bir pazarlık yapıyorsun kardeşim.